boş konuşmalar

Sandık çok uzun süre kapalıydı. Naftalin de koymayı unutmuşum. Kelimeler kokarsa çaktırmayın.
Bi' sorum olacak?
Submit

Biz de dedik ki madem işimiz gücümüz yok günü Woody Allen’a adayalım. 4 film 1 kitapla komaya girmek üzereydik ki pazartesi bitmesine rağmen yarın pazartesi sendromu yaşayacağımızı fark edip pazartesi sendromunu bulanlara sövüp 2. kitabı açtık. Her pazartesinin böyle olması dileğiyle… vs vs.
Filmler güzel. Ancak aşırı doz alınca hayatını sorgulama isteği uyandirabiliyor… vs vs.

Sinir katsayılarımın anında tavan yapmasıyla eş zamanlı olarak gök gürültüsünün başlamasını ve şimşekle birlikte yağmurun çatıları delmek suretiyle birden boşalmasını Mikail’in bana nacizane bir jesti olarak kabul ettim.Kendisine teşekkürleri borç bilirim.

Anarken kalbimin heyecandan yerinden fırlamasından ya da atmayı unutmasından korktuğum adı, başka ağızlardan duymak; taptığım sıfatını başka cümlelerin öznesi şeklinde görmek bende ufak çaplı bir migren krizine, el ayak titremesine, zar zor uzattığım tırnakları sökercesine koparıp atma isteğiyle parmaklarımı dişlememe neden oluyor.

Kıskançlık zor zanaat…

Siz özene bezene kurduğunuz hayalleri kendinize saklayıp aşikar etmeye çekinirken ‘elin’ diye tabir ettiğimiz dişilerin günlük planlara dahil olması tüm zamanların en korkulu-gerilimli cinayet filmi senaryolarını oluşturmama sebebiyet veriyor ve  ‘sussam olmuyor susmasam olmaz’ tereddüdüyle kelimelere sarılıyorum. Sonuçta ‘neyim var ki onlardan gari’.

Ha bir de ‘sevip de ölmeyen var mı?’ Öldürmese de süründürüyor ya hani.

Alışkanlık zor zanaat…
Sonra işte ben de yazamadım. Aforizma kastım.

yokevrenadami:

OH MAY GAŞ.

kalbim durdu lan!

(Kaynak: humanly)

Sonra ben de cipsin yarısını ısırıp yarısını pakete geri attım. Kendimden tiksindim. Elime vurdum tu kaka diyip. Yemeye devam ettim. Böyle saçma geçiyordu günler. Bana kalsa geçmiyordu da hava kararıyordu, aydınlanıyordu sonra yine kararıp yine aydınlanıyordu. Oradan anladım.

Bütün bunların nedeni yokluk aslında. Çünkü sen olsan bu kadar saçmalamayacaktım. Dikkat edecektim kendime; sana dikkat etmem için kendimde olmam lazımdı. Yemek yapmayı öğrenecektim mesela; sana kuş sütü eksik sofralar hazırlamak için. Bu aralar yemeyi de  bıraktım zaten aram pek iyi değildi. Futbolla ilgilendim biraz. Takım tutmaya başladım. Çünkü sen olsaydın birlikte maç izleyip yorum yapacaktık. Sonra baktım anlamı yok; ondan da vazgeçtim. Daha çok film izleyip sana yetişemediğimden yakınacaktım. Orada öğrendiğim oyuncuları söyleyecektim o oyunu oynayacaktık. Çünkü sen olsaydın onu benden başkasına yaparsan sana ne işkenceler yapacağım konulu uzunlu kısalı psiko-gerilim senaryolarımı sıralayacaktım. O oyuna bir isim bulmalıydık. Olsaydın eğer; bu gecenin müziklerini sen seçecektin. Benim seçtiklerim de güzel ama anlamı olacaktı o zaman. Bak müzik zevkim iyidir; demeye çalıştım laf arasında.

Sen olmayınca anlamı yokmuş hiçbir şeyin. Bir kere daha kanıtlamış olmanın şerefine…

Allah kahretsin ki kelimelerimi; bi son bulamıyorum. Bu burada dursun. Neden diye sorguladığında lazım olur.

‘Işığın da benim karanlığın da

Ben hem körlüğünüm dünyayı algılamana engel

Hem bakışlarınım keşfetmeye aç.

Biraz senim kendinden uzaklaştığında

Daha çok sensizliğim kalp atışlarında.

Aslında varlık da yokluk da içimde ya

İnkarınım çoğu zaman anlamayışlarında.’

‘Ölüm gibi bir şey oldu

ama kimse ölmedi’

O zaman niye ölmeden tabuta sarılıyoruz abi! Bana bunu biri açıklasın. Hayır mantıklı bir açıklaması varsa çıkaracağım şapkamı; söz. Üzülmeden ‘üzülebiliriz’e üzülmenin mantığı ne! Bırak önce yaşayalım di mi? Olan şeylere dert yanmak varken olabiliteler üzerinde niye konuşup nefes tüketelim!

‘Yol varsa içinde

Bakamazsın ardına’

Hay yoluna yordamına diye başlayıp nefesi yettiği kadar saydırası geliyor insanın… oysa ellerinden tutup ağaç altlarında dolaşmak var hesapta; temiz hava, güzel doğa falan. Ama içine asfalt döşemiş, betonun altına saklamış ruhunu; nerden bileceksin.

Bütün suç şairlerde. Hepsi bu canına yandığım şairlerin başının altından çıkıyor. Usul usul yaşıyoruz; hayır lirik senin neyine!

Neyse…

portakalyokusu:

Dinlemek için tıklayın
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

Nazım Hikmet Ran

29 oynatma

Sonra o fotoğraf geçti elime. Huzuruna taptığımın adamı; gözleri kapalı.

Her şey çok yanlış.

Bu bahar hiç bahar değil; zamanı değil; ama müzik güzel işte durulmuyor. Ve şiirler çok acımasız. Kahveyi yalnız içerken uzak olmak daha da anlamsız.

Sonra o anı çöktü zihnime. Hay bilmem n’aptığımın anısı; ne işin var zihnimde!

Yaşayamadıklarımıza sövgü saatini üç beş damla tuzlu su geçiyordu ki bir anda fark ettik geç kalışlarımızı. Sonra telafi etmek yerine oturup hayıflanmayı tercih edişimizdendi bu kayıplar. Ama işte yol çok uzundu ve biz tembelliğimize övgüler düzüyorduk. Düzlükler yerine patikayı kullandığımızdan yalpalıyorduk ki geç anladık ayağımızın altında dikenler olduğunu ve yine çıkarmak yerine dikenlere söyleniyorduk ‘ne işleri vardı orada’.

Her şey çok yanlış; yanlışlar doğruları tekmeleyip saf dışı bırakıyor gözlerimizin önünde ve bir süper kahraman kadar güçlü ancak rüzgarda titreyen otlar kadar korkak olan biz…

Sonra çok boş konuştuğumu fark ettim. Ve esas adam anlamamakta kararlı sağırlıkta ısrarcıyken daha da gereksizdi tüm bunlar. Zaten kalemin kılıçtan keskinliği de asırlardır sürünen bir palavraydı.

Konuşmak çok anlamsızdı.

30 oynatma

bindusunbiryaz:

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
Afrika dahil

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil

Öncelikle aleme ibret olsun diye ciğerleri çığlık atarak öksürüp kan kusan Türk Filmi aşk acısı gazilerine saygılarımı sunarım. Her ne kadar kafamıza vura vura idrak ettirmeye çalışsalar da basmıyor işte zorlamaya lüzum yok.

Özetle sevmeyin diyeceğim aslında ama lafı uzatmak bize genlerden yadigar. Kadınların iki kelime ile dert anlattığı görülmemiştir tarihimizde.

Hani kelebekler falan hikaye; kanmayın. Vücudunuzun ‘dur yapma’ deme şekli o aslında. ama her şey gibi bunu da yanlış anlayıp istediğimiz yöne çekmekte üstümüze yok.

Dönmeyişlerinin bilmem kaçıncı mide spazmlarından bahsedelim en iyisi. Saç baş yoldurtan geçmiş zaman kalıntılarından, kerpetene sarılma isteği veren tek kelimelik cevaplardan, bilmem n’aptığımın mesafelerinden…

Uykusuzluktan bahsedelim mesela. Sinir krizlerinden iki büklüm geçirilen karın ağrılarından. Aklımıza getirmeyelim sakın gülüşleri. Aman sakın bakışlara hiç girmeyelim zaten girmeden de çıkamıyorken içinden. Hayalle gerçeğin birbirine karıştığı anıları da unutalım. Sahiplenmeye hiç gerek yok.

Sarılmalar falan çok saçma. Elleri o beyaz tavşan değil ki peşinden koşasınız götürsün sizi harikalara. Koku meselesine hiç girmiyorum.

Neyse.

Özetle sevmeyin diyeceğim aslında ama lafı uzatmanın yanında tutarsızlık da bize genlerden yadigar.

Neyse.

Bahar gelmiş.Öyle diyor yaşayanlar.

..Sonuçta benzerliklerimiz daha fazlaydı ve aramızdaki uçurum ne kadar büyürse büyüsün; birbirimize doğru çekiliyorduk…Bence Robert’la çözülemez şekilde birbirimize düğümlenmiştik.

Çoluk Çocuk-Patti Smith

Hayat çok karmaşıktı aslında ve biz kapıda öylece dikilmiş hangi yolu seçeceğimizi bile düşünmüyorduk. Yolların varlığı bile yetiyordu ancak başını koyduğun omuz kendini çekince boyun fıtığını teğet geçmişti kader.

Işıklar söndü.

Tadı daha uzun süre kalsın diye damağında tükürüğünü bile geri itiyordu ya her şeyin aksine yöneldiği yerde karşı koymak haddine değildi.

Çoğulla başlayan hikaye; ilk tümsekte ikinci tekil şahsın atlamasıyla sonsuz yalnızlığa gömüldüğü o kazayla birlikte başlıksız devam ediyordu. Oysa her masalın bir adı olmalıydı ve her şair şiiriyle yetinmeyip kendine de ad takardı.

Mahlaslar tükendi. Özneler tek vücut olup yüzler sabitlendi.

El yordamıyla aranan anılar karanlığa yitip gitti.

Ve sahip olup yokluğunun anlamsızlığıyla çıldırma noktasındaki birinci tekil şahıs, sahipliğin de sorgulandığı haller içindeydi.

Oysa gidişinin bilmem kaçıncı migren krizinde –sayıyordu önceleri ya gittikçe hesaplanamaz olmuştu- hüküm verilmiş; kendinin hakimi olan sanık müebbet yalnızlığa mahkum edilmişti de kalem kırılırken kıyamayıp kömürü sakladığındandı bu saçmalıklar.

Işıklar söndü.

Zaten hep sönük olduğunun fark edildiği an nikotinden istenen yardımla atlatılmaya çalışıldı. Lafı uzatmaya gerek yoktu zira zaman oldukça kısıtlıydı.

Zaman –hep- oldukça kısıtlıydı.

More Information